21/2/2009 ·


Get your own Chat Box! Go Large!

Facebook Tehlikesi

11/8/2008 ·

Facebook kullanıcıları dikkat! Yine sanal tehlike kapımızda. Trojanlar bilgisayarınıza musallat olabilir. Nasıl mı?

Güvenlik yazılımı şirketi Kaspersky, internet kullanıcılarını ciddi anlamda tehdit eden iki yeni tehlikeyi duyurdu.

Networm.Win32.Koobface.a ve Networm.Win32.Koobface.b olarak bilinen trojan, Facebook ve Myspace hesabınızı ele geçiriyor ve yoluna devam ediyor. Bu tehlikenin kurbanı olan kişi, hiçbir şeyin farkında olmuyor.

Nasıl Çalışıyor?

Facebook hesaplarına gözünü dikmiş olan Networm.Win32.Koobface.b, bir kez girdiği bilgisayardaki Facebook kullanıcılarının arkadaş listelerine mesajlar gönderiyor. Bu mesajlar, Paris Hilton gibi ünlülerin de aralarında bulunduğu magazin haberleri ile ilgili.

Mesaj içerisinde YouTube bağlantısı gibi görünen linke tıkladığınızda ise YouTube benzeri adresi olan bir Rus sitesine yönleniyorsunuz.

Videonun olduğu sitede size "Flash Player’ın sürümünün eski olduğu ve güncellemek isteyip istemediğiniz”" soruluyor. Onay verirseniz, trojan’in içinde olduğu dosya indiriliyor ve kuruluyor.

Böylece listeye yeni bir kurban daha eklenmiş oluyor ve sıra, bu kurbanın listesine geliyor.

Nasıl Korunulur?

Kaspersky, sorunu erkenden tespit ederek gerekli güncellemeleri yapmış durumda. Kaspersky gibi diğer güvenlik yazılım şirketleri de veritabanlarına bu 2 tehlikeyi ekliyorlar.

Bu gibi sorunlarla karşılaşmak istemeyen kullanıcılar, antivirüs yazılımını mutlaka her güncellemeli hatta güncelleme işini günlük ve otomatik olarak gerçekleştirmeliler.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Hasan Hüseyin Korkmazgil Şiirleri

27/4/2008 · Kategori: Az ama Oz Sozler



tos Şiiri


AĞUSTOS ŞİİRİ

Ben mısralarımı kerpiç gecelerinden çekmişim
Beş numara lamba kaderi var mısralarımda benim
Deli çizgi gözlerimi kör etmiş, kör etmiş, kör etmiş
Göçmüş kıtalar üstünde kuşlar dönüyor garipsi
Çığlık çığlığa kuşlar dönüyor evcil ve tedirgin
Gök mavisi bir türkü dolanmış yüreciğime
Selsele yolculuklar tütüyor gözlerimde, neyleyim
İnsan demişim, kitap yüzlü insanlar demişim gidemiyorum
 
Kaderim kaderleri demişim güzelim
Sen olmasan ben böyle değildim
Böyle uysal ve kırılmış değildi şiirlerim
Bir yangın sonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı
Yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek
 
Rüzgar gibi ağustos geçti ellerimizden
Meyvalar bizi bal renkli günahlara çağırıyorlar
Bir yanda yaşanmamış günlerin hırsı
Bir yanda boşa geçen gecelerin acısı
Malum o dramın en güzel perdesindeydik
Ağustos şarap olmuş, kanımıza akmıştı
Göçmüş kıtalar üstünde kuşlar gibiydik
Her gören didik didik bizi denetliyordu
Biz kendi derdimize düşmüştük
 
Orda da akşamlar olacak güzelim
Kanlı mendil gibi ağustos akşamları
Şu benim çektiklerimi görmeyeceksin
Belki yanında başkaları olacak
Belki düşlerine bile girmeyeceğim
Gün oldu acıların şiirini yaşadım
Gün oldu zehir gibi yokluğunu yaşadım
Bana sen ne diye duyurdun yalnızlığımı
Ne diye gurbet gibi mısralarıma sindin
Dokunsan parmaklarıma tutuşacağım
 
Yere batan şehrin tek yalnızıyım
Yüzyılın ağrısını anlayarak çekiyorum
Ekmeğime barut sinmiş bulanık özgürlükler
Tepmişim rahatımı, boynu bükük mutluluğumu
Yaşıyorsam erkekçe yaşıyorum
 
Düşün ki coğrafyanın en güzel yerindeyiz
En güzel günlerinde gençliğimizin
Ölümden ötesini aklım almıyor
Beterin beteri var diyenlere inanmıyorum
İstesek cenneti kurtarabiliriz
Ben bir ışık için tepmişim rahatımı
Bu güleç yüzlülerin, bu acı türkülerini
Bu yoksul yerleri anlayarak seviyorum
Delicesine anlayarak güzelim
Yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek.

Borçlu


BORÇLU

Erik çiçek açmış da bahçenin kıyısında
Sen ona hiç bakmadan geçmişsen oracıktan
Leylek dansa durmuş da bacanın tepesinde
O baharlım laklakını durup dinlememişsen
Şakır şakır bir tren bir gece köprüsünden
Islıkla dalmamışsan gurbet türkülerine
Akasya, mor akasya, ak akasya, sarı sarı sarkmış da bahar mavilerinden
Yaşamak ne güzel şey diye ağlamamışsan
Çocuklar birdirbir oynuyorlar da çöplük arsada
Dikilip yanıbaşlarına göğüs geçirmemişsen
Yanından geçip gitmiş de çilekçinin arabası
Kaçtan veriyorsun hemşerim diye yutkunmamışsan
İskelenin tepesinden türkü döken gurbetçi gence
Varolasın koçum benim diye el sallamamışsan
Bahar dalı gömleğiyle utangaç bir uçurtma
Bu ne şıklık delikanlım diye laf atmamışsan
Ve çapkınca bakmamışsan
Göğsü domur domur yeni yetmeye
Sesi bambam
Sesi ramazan topu
Kendini herkül sanan delikanlıyı
Yaşıtınmışcasına süzüp selamlamamışsan
Öpmemişsen gözlerine bakıp duran bir gözleri şenlikliyi
Yaşama itmemişsen iter gibi denize
Girmemişsen koluna bir yıkılmışın
Yalanla da olsa avutmamışsan umutsuzu
Su diyene bir avuç su
Bir yaralı parmağa işememişsen
Kolay gelsin dememişsen taş kıranlara
Günaydınsız bırakmışsan bahçe bezeyenleri
Eğilip koklamamışsan çitten gülen çiçeği
Bayram bayram donanmamışsan
Sevinciyle dostlarının
Acısını dostlarının
Yüreğinde duymamışsan
Kapı kapı dolaşmamışsan iş dilenerek
İşsizliğe düşmemişsen hakkım dedikçe
Ve bayraklı pankartlı yürüyüşlere
Halaylı horonlu grev şenliklerine
Katılmayı aşk gibi duymamışsan şuranda
Ağrın ağrım
Acın acım
Dememişsen insan kardeşlerine
Ve dilinin en görkemli
Ve dilinin bando-davul sövgülerini
Sıralayıp sallamamışsan deyyuslar saltanatına
Hangi yaşta olursan ol
Kardeşim
Kaptırıp gönlünü sevda fırtınasına
Evin yolunu şaşırmamışsan
Sende iş yok be kardeşim
Sen artık hapı yutmuşsun
Borçlusun sen ağaçlara kuşlara
Borçlusun sen trenlere otobüslere
Yağan kara esen yele borçlusun
Borçlusun sen herşeye
Gözdeki ışıltıya
Alındaki çizgiye
Eldeki şaşkınlığa
Borçlusun herşeye
Kardeşim
Yaşamın kendisine

Yıllar Sonra


YILLAR SONRA

Seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan güzelim
Nere gitti tohma deresinde o ishaklı yalnızlığım
Saçlarının uzun uzun o güneşli sarısı
Yüzünün papatya sabahlığı haziranlarımda
Gülüşünün baharlığı susuşunun sonsuzluğu
Nere gitti sende benim olan o sonsuz özlem
Seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan güzelim

Sen gittin kaba kilimlerde kaldı ayak izlerim
Pırıl pırıl selvilerde görkemli cevizlerde
Asma altı su sesi alacalı güneş sofralarında
Sen gittin inanılmaz öksüzlükler yaşadım
Düştüm çetin yollara türkülere ağıtlara belendim
Saçlarımda bulut oldun alnımda demirparmaklık
Seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan güzelim

Ben çok çektim güzelim karlı dağlar oldu başım
Sen belki de mutluydun güzel günler geçirdin
Çünkü kaf dağında prensestin soylu bir güzelliktin
Yaklaşılmaz bir varlıktın masallık bir acıydın
Gözgöze geldik birgün bir dağbaşı durağında
Bindik aynı trene kavuştuk yıllar sonra
Seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan güzelim

Haziranım sarı gülüm yaz güneşim özlemim
Nice nice sular geçti bildin mi köprülerden
Kaç bahar kaç sonbahar kaç çocuk kaç intihar
Nerdesin sen nerdeyim ben ne söylüyor bu çizgiler
Bu aynalar neden böyle yakından bakıyorlar
Neler anlatıyor bu şarkılar uzak geçmişimizden
Seni kimler kaçırıdı o güzel yazlarımdan güzelim

Ağlamak bir dağ gülü bir yanık orman belki
Bir kurumuş çeşme belki bir kimsesiz tutuklu
Uçaklar otobüsler vapurlar telefonlar
Haziranım sarı gülüm yaz güneşim papatyam
Kime giydin o akları kim kaldırdı duvağını
Kim kokladı kim baktı bağrına kim yıllar önce
Seni kimler kaçırdı o güzel yazlarımdan güzelim.

Saldıran Kör Yoksulluk


SALDIRAN KÖR YOKSULLUK

Yüzleri Yıkanmamış bu çocukların
Açılmamış gözleri aydınlıklara
Tabanca, zincir, muşta
Bilmemişler bundan başka tanımamışlar...

Ağaç görmüş, yakmışlar
Kanat görmüş, kırmışlar
Şimdi de düşmüşler insan izine
Nerede insan, nerede ışık, vurmuşlar...

Bilmiyorlar ipler kimin elinde
Kim oynatır bu kuklayı bildikleri yok
Cepte mangır, elde silah
Vuruyorlar, yarın için çırpınanları
Vuruyorlar, vurur gibi açlığı
Vuruyorlar, vurur gibi yokluğu
Vuruyorlar kendi kardeşlerini...

Yüzleri yıkanmamış bu çocukların
Açılmamış gözleri aydınlığa...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Demokrasi mi Demarşi mi??

20/4/2008 ·

KAHROLSUN DEMOKRASİ, YAŞASIN DEMARŞİ!...

Prof.Dr.Coşkun Can Aktan

Günümüzde adına demokrasi denilen, ancak gerçekte “halk egemenliği”nden

tamamen uzaklaşılmış bir çağdaş kölelik düzeni içerisinde yaşıyoruz. Bir zamanlar

insanlar, mutlak ve sınırsız yetkilere sahip olan kralların, sultanların, imparatorların,

diktatörlerin zulüm ve baskılarına karşı özgürlük mücadelesi verdi. Mutlakiyetçi

yöneticilerin yetkilerinin sınırlandırılması ve yetkilerin parlamentoya devredilmesi

demokrasi yolunda büyük bir kazanımdı. Ancak günümüzde bu kez parlamentoların

ve siyasal iktidarların mutlak ve sınırsız yetkileri altında halk her geçen gün daha

fazla ezilmektedir. Eskiden “ırsen gelen krallar” vardı, şimdi ise “seçimle gelen

krallar”!.. Bugünün politikacıları ile dünün monarkları arasında güç ve yetki kullanımı

yönünden pek çok açıdan benzerlik olduğunu söylememiz mümkündür.

Günümüz demokrasilerinin bir çoğunda siyasal iktidarlar “mutlak despotizmi”

temsil etmektedirler. Bugün adına demokrasi dediğimiz siyasal sistemde “halkın

egemenliği değil; “siyasal iktidarların egemenliği”, “politikacıların egemenliği” ve

bununla birlikte “çıkar gruplarının egemenliği” sözkonusudur. Bazı demokrasilerde ise

lider diktası hakimdir ve dolayısıyla siyasal yönetim bir liderin veya liderle birlikte dar

bir siyasi kadronun egemenliği altındadır. Özetle, günümüz demokrasilerinde en

önemli sorunlardan birisi “siyasal gücün sınırlı olması” ile ilgilidir.

20. yüzyılda yaşamış büyük düşünürlerden biri olan Friedrich A. von Hayek

demokrasinin günümüzde “sınırsız demokrasi” anlamına geldiğini, bu nedenle

yozlaştığını ifade etmektedir. 1976 yılında “Demokrasi Nereye Gidiyor? (Whither

Democracy?) başlığını taşıyan bir yazısında şöyle yazıyor:

“Sınırsız demokrasi, bugün varolan bir problemdir. Batı’da bugün

demokrasi olarak adlandırdığımız sistemler büyük ölçüde sınırsız

demokrasidir.”1

Hayek, demokrasi kavramının başından beri çok yanlış anlaşıldığını şu

cümlelerle özetlemektedir:

“Başlangıçta ‘demokrasi’ kelimesi, gücün halkın çoğunluğunun ya da

temsilcilerinin elinde olması anlamında kullanılmıştır. Fakat gücün sınırları

konusunda herhangi bir şey söylenmemiştir. Çoğunlukla yanlış şekilde

nihai gücün sınırsız olması gerektiği söylenmiştir. “2

Hayek, “Liberal Bir Devletin Anayasası” başlığını taşıyan bir başka yazısında

da şöyle yazmaktadır:

“Demokrasi teorisinin bugünkü yanlış anlaşılmasının kaynağı, Rousseau

tarafından, halk iradesinin genel inancın yerine konması ve bunun sonucu

olan halk egemenliği görüşüdür. Bu ise, uygulamada, çoğunluğun ...verdiği

her kararın herkes için bağlayıcı bir yasa olması demektir. Ne var ki, ne

böyle sınırsız bir güce ihtiyaç vardır, ne de böyle bir gücün varlığı bireysel

özgürlükle bağdaşabilir.”3

Hayek “sınırsız demokrasi” anlayışının birey özgürlükleri için ciddi bir tehlike

olduğunu söylemekte; öte yandan sınırsız yetkilere sahip bir parlamentonun ve

hükümetin belirli kesimlere özel ayrıcalıklar sağlayabileceğini ve zaman içinde

devletten bu ayrıcalıkları elde etmek için yarışan çıkar gruplarının oluşacağını da şu

sözleriyle vurgulamaktadır:

“Sınırsız yetkileri bulunan bir meclis, bu gücü belirli grupları veya bireyleri

kayırmak üzere kullanabilecek bir konumda olur; bunun kaçınılmaz bir

sonucu da, taraftarlarına özel yararlar sağlayan çıkar grupları

koalisyonlarının oluşmasıdır.”4

Hayek, gerçek demokrasinin “sınırlı demokrasi” (limited democracy) demek

olduğunu ısrarla vurgulamaktadır. Hayek gerekirse gerçek anlamını tamamen yitirmiş

olan demokrasi kelimesinin “sınırlı demokrasi”yi ifade etmek üzere “demarşi” 5

kelimesi ile ikame edilebileceğini ifade etmektedir. Hayek şöyle demektedir:

“Eğer demokrasi bugün için çoğunluğun sınırlanmamış gücü anlamına

geliyorsa; çoğunluğun gücünün sınırlı olduğu bir hükümet sistemini

tanımlaması için yeni bir kelime bulmamız gerekmektedir. Ben böyle bir

devlet sistemine Demarşi (Demarchy) dememizi öneriyorum. Bu halkın

(demos) kaba güce (kratos) sahip sayılmadığı; fakat John Locke’un

sözleriyle ‘günübirlik kararnamelerle değil, ilan edilip halkın bilgisine

5 Demarşi kelimesinin etimolojik kökeni Latince “”demarchia” kelimesine dayalıdır. “Demarchia”, eski

Yunan medeniyetinde bir şehirin yönetimi” anlamına gelmekteydi. “Demarchus” ise bu yönetimin

başında bulunan kişiye verilen isimdi. Bkz:Oxford English Dictionary, vol 4, 1989. s. 432. ve diğer

başlıca büyük sözlükler.

4

sunulmuş ve devamlı olmak üzere konmuş yasalarla’ yönetmek (archein)

işiyle sınırlı bir hükümet sistemidir.” 6

Bir başka makalesinde ise şöyle yazmaktadır:

“Demokrasi kelimesinin çoğunluğun sınırsız gücü ile alakalı olarak

kullanıldığı fazlasıyla ihmal edilmiştir. Eğer durum böyleyse , o zaman

demokrasinin asıl manasını ifade edecek yeni bir kelimeye ihtiyacımız var

demektir. ...Eğer demokrasi ve sınırlı devlet birbirleriyle bağdaşmaz

kavramlar gibi düşünülürse, bizim sınırlı demokrasi olarak

adlandırılabilecek yeni bir kavram bulmamız gereklidir. Biz ‘demos’un yani

halkın görüşlerinin egemen olmasını; fakat ‘kratos’un , yani halkı yöneten

çoğunluğun egemenliğinin bireylerin haklarını ve özgürlüklerini ihlal

etmemesini istiyoruz. Çoğunluk, ‘günübirlik kararnamelerle ve

düzenlemelerle değil, fakat ilan edilip halkın bilgisine sunulmuş istikrarlı

hukuk kuralları ile yönetilmeli ‘archien’ dir. Belki de böylesine bir siyasal

düzeni ‘demos’ ve ‘archein’ kelimelerini birleştirerek ‘demarşi” (demos +

archein) olarak adlandırabiliriz. “7

6 Friedrich A.von Hayek, “Liberal Bir Devletin Anayasası”...s.140. Hayek’in bu sözlerinin çok önem

taşıdığını düşünürek orijinal dilde kendi ifadeleriyle sözlerini yazmakta yarar görüyorum:

Ve yazısının hemen devamında şöyle demektedir:

“ Eğer demokrasinin ‘sınırsız devlet’ olduğunda ısrar edilirse, o zaman

ben demokrasiye inanan birisi değilim, o takdirde tanımladığım anlamda

bir demarşist olarak kalmayı yeğleyeceğim.”8

Hayek’ten alıntılarla aktardığımız bu görüşleri şimdi biraz daha detaylarıyla

açıklamaya çalışalım.

DEMARŞİ Mİ? DEMOKRASİ Mİ?

Demarşi ile demokrasi arasındaki farklığı kısmen yukarıda açıklamış

bulunuyoruz. Konunun daha da bütünsel olarak görülebilmesi için demarşi ile diğer

siyasal yönetim biçimleri arasındaki temel farklılığı çok daha iyi kavramak

gerekmektedir. Bu konuda geliştirdiğimiz bir matris üzerinde açıklamalarımızı

sürdürmeye çalışalım. (Bkz: Şekil.)

Matris üzerinde yatay eksende “devletin güç ve yetkilerinin sınırı var mıdır? Dikey

eksende ise “devletin güç ve yetkileri kimin elindedir?” soruları yeralmaktadır. Bu iki

temel soruya göre siyasal yönetim biçimleri matris üzerinde adlandırılmıştır. Matrise

göre;

♦ Egemenlik, bir kişinin elinde ise ve bu kişinin güç ve yetkileri sınırsız ise böyle

bir siyasal yönetim biçimi “Mutlak Monarşi”dir.

♦ Egemenlik, bir kişinin elinde olmakla beraber , bu kişinin güç ve yetkileri sınırlı

ise böyle bir siyasal yönetim biçimi “Meşruti Monarşi”dir.

♦ Egemenlik, belirli bir zümrenin elinde ise ve bu zümrenin güç ve yetkileri

sınırsız ise böyle bir siyasal yönetim biçimi “Mutlak Oligarşi”dir.

♦ Egemenlik, belirli bir zümrenin elinde olmakla beraber , bu zümrenin güç ve

yetkileri sınırlı ise böyle bir siyasal yönetim biçimi “Meşruti Oligarşi”dir.

♦ Egemenlik, halkın özgür ve adil sonuçlar neticesinde seçtiği “temsilcilerinin”

elinde ise ve halkın temsilcilerinin güç ve yetkileri sınırsız ise böyle bir siyasal

yönetim biçimi “Sınırsız Demokrasi”dir.

♦ Egemenlik, halkın özgür ve adil sonuçlar neticesinde seçtiği “temsilcilerinin”

elinde olmakla beraber halkın temsilcilerinin güç ve yetkileri sınırlı ise böyle bir

siyasal yönetim biçimi “Demarşi”dir.

Siyasal yönetimler tarihi incelendiğinde mutlak monarşiden meşruti monarşiye;

mutlak oligarşilerden meşruti oligarşiye doğru mücadelelerin varolduğu görülür.

Günümüzde ise hakim olan siyasal yönetim anlayışı “sınırsız temsili demokrasi”

anlayışıdır. 9 İşte bize göre bugün için değişmesi gereken siyasal yönetim biçimi

budur. Doğru olan “sınırsız demokrasi” değil, “sınırlı demokrasi” dir.

Eğer bugün savunduğumuz demokrasi anlayışı “sınırsız demokrasi” anlayışı

ise o zaman ben “kahrolsun Demokrasi”, “yaşasın DEMARŞİ” diyorum!...

NEDEN DEMARŞİ?

Günümüzde “temsili demokrasi” olarak ifade ettiğimiz siyasal sistemi “gerçek

demokrasi” olarak görmek trajik bir yanılgıdır. Temsili demokrasi anlayışında

seçimden galip çıkan temsilciler kendilerini halkın hür iradesi ile seçilmiş vekiller

9 Bize göre çağdaş demokrasilerde seçim ve oylama mekanizmasının varlığı siyasal iktidarların güç ve

yetkilerini etkin bir şekilde sınırlayan araç değildir. Zira 4 ya da 5 yıl için seçilen bir iktidarın ya da

kişinin görevde bulunduğu dönem içinde güç ve yetkilerini kullanması yönünden ciddi bir sınırlama

bugün çağdaş demokrasilerde mevcut değildir. Bir dahaki seçimlerde seçilememe riski, şüphesiz

iktidarın ya da başkanın iyi hizmet sunması için bir tür sınırlamadır. Ancak, böylesine bir sınırlama

iktidarın ya da başkanın sahip olduğu güç ve yetkileri kötüye kullanması için bir engel teşkil etmez.

7

olarak görmektedirler. Siyasal iktidarın meşruiyyeti, seçim ve oylama

mekanizmasına bağlanmıştır. Bu meşruiyyet inancı, siyasal iktidarların sahip

oldukları güç ve yetkilerin de sınırlanmasının doğru olmadığı düşüncesini

yaygınlaştırmıştır. Öyle ki, bugün seçimi kazanan her parti kendisini halkın “hür

irade”sinin temsilcileri olarak görmektedir.

Asla unutulmaması gereken; hiç bir siyasal iktidarın halkın hür iradesini

yansıtamayacağıdır. Seçimi kazanmış olsa da hiç bir iktidara sınırsız yetkileri içeren

bir “yönetim vekaletnamesi” verilemez. Demarşi, (sınırlı demokrasi) başlıca şu

nedenlerden dolayı gereklidir: 10

Siyasal İlgisizlik. Seçim ve oylama mekanizmasının varlığı demokrasi için gerekli,

ama yeterli bir koşul değildir. Gerçek demokrasi 11 için halkın tümüyle siyasete ilgili

olması gerekir. Siyasal katılım eksikliği ya da siyasal ilgisizlik halkın “tüm” iradesini

sandığa yansıtmaz. Ayrıca depolitizasyon politikası da seçmenleri siyasal katılımdan

uzaklaştırabilir.

Siyasal Bilgisizlik. Seçmenlerin bir kısmı siyasete ilgisiz iken, bir kısmı da

bilgisizdirler. Okuma yazma oranının düşük olduğu bir “cahil” toplumda seçim

sonuçlarını halkın “gerçek” iradesi olarak görmek ve kabul etmek ne ölçüde

doğrudur? Eksik enformasyona, taraflı enformasyona (propaganda ve medyanın

yönlendirmesi ile ) ve aşırı enformasyona sahip seçmenler sonuçta gerçek tercihlerini

ortaya koyamazlar. Özetle, siyasal manüpülasyon metotları kullanılarak seçmene

gerçek enformasyon sunulmamakta, bu da seçmenlerin bilgisizliğini artırmaktadır.

Örneğin, siyasal iktidarlar seçmenler tarafından kısa dönemde etkileri hissedilmeyecek dolaylı

vergilere, iç ve dış borçlanmaya başvurabilirler ve bu yetkilerini suistimal edebilirler.

10 Bu görüşlerim ilk olarak İşveren Dergisi’nde yayınlandı. Bkz: Coşkun Can Aktan, “İktidarın

Sınırlandırılması ve Ekonomik Anayasa”, İşveren Dergisi, Cilt 35, Sayı 3, Aralık 1996.

11 “Gerçek demokrasi” den biz “demarşi”yi, yani “sınırlı demokrasi”yi kastediyoruz.

8

Siyasal Miyopluk. Sadece kendi önünü gören seçmenlerin varolduğu bir

toplumda halkın doğru tercihlerde bulunduğunu söylemek gerçekçi değildir.

Siyasal Unutkanlık (Amnesia). Seçim ve oylama mekanizması bir iktidarın

gücünü kötüye kullanma eğilimini ortadan kaldırmak için yeterli değildir. Politikacı,

seçmenin miyop olduğu kadar unutkan olduğunu da çok iyi bilir ve ona göre davranır.

Seçim yaklaştıkça kendisi de miyoplaşan politikacı para musluklarını açar ve böylece

seçmen, daha önce kendisine “kaşıkla verip, sapıyla çıkaran” politikacının yaptıklarını

unutur (!). Özetle, sadece siyasal unutkanlık bile tek başına iktidarın ekonomik

alandaki güç ve yetkilerini sınırlamak için yeterli bir gerekçedir.

Çoğunluk Despotizmi. Seçim sonunda en fazla oy alarak iktidar koltuğuna

oturanlar halkın değil, olsa olsa çoğunluğun çıkarlarını temsil eden kimselerdir.

Çoğunluk kuralına dayalı bir yönetimi (Çoğunlukçu Demokrasi/Majoritarianizm)

gerçek demokrasi olarak değil “çoğunluk despotizmi” olarak görmek gerekir.

Çoğunlukçu demokrasi, köklerini Rousseau’nun “genel irade” görüşünden almaktadır.

Oysa, “genel irade”, halk iradesi demek değildir.

Plütokrasi. Bugün adına demokrasi dediğimiz siyasal sistemde gerçek yönetici

sınıfın , hem ekonomiyi, hem de devleti denetim altında tutan plütokratlar olduğu

görüşü de iktidarın meşruiyyetine bir gölgedir. Plütokrasi, (etimolojik kökeni eski

Yunanca ploutos(zenginler) +cratos (iktidar) kelimelerine dayalıdır.) bugün için

parasal gücü elinde tutan çıkar ve baskı gruplarının egemenliğini ifade etmektedir.

Çıkar lobileri ile oluşturulmuş bir parlamentonun kapısında yazılı; “egemenlik,

kayıtsız şartsız milletindir” sözünün gerçeği ne kadar yansıttığının üzerinde

düşünülmesi gerekir.

9

Lider Diktası. Bugün adına demokrasi dediğimiz yönetimde lider sultası ya da

lider diktası egemenliğin gerçekten halkın elinde olmadığının bir diğer açık kanıtıdır.

Halk, vekillerini kendisi seçmemektedir; parti başkanlarının önceden seçtikleri

kimseler arasında halk seçim yapmak hakkına sahiptir. Böylesine bir demokrasi

anlayışı despotizmden başka nedir ki?

Elitizm ve Oligarşinin Tunç Yasası. Pareto, Mosca ve Michels gibi teorisyenlerin

ifade ettikleri gibi çağdaş demokrasilerde parti kadroları belirli “elit” kesimlerin elinde

toplanmıştır. Michels Yasası’na göre partilerde başta genel başkanlar olmak üzere

sınırlı bir kesim parti üzerinde hegemonyaya sahiptir. Tunç kadar katı ve sert olan bu

oligarşik yapı, demokrasinin parti içerisinde dahi varolmadığını göstermektedir.

Bağımlı Yargı. Kuvvetler ayrılığı ilkesi de demokrasi için gerekli, ancak yeterli bir

koşul değildir. Bugün çağdaş demokrasilerde gerçek anlamda bir kuvvetler

ayrılığından sözetmek mümkün değildir. Yargı, iktidara bağımlıdır ve “bağımsız yargı”

işlerlikten yoksundur. Bu nedenle, hiç bir iktidarın eylem ve davranışları sadece

yargıya ve göstermelik denetimlere teslim edilemez.

Yozlaşmaya Eğilimli Siyasal Güç. Tüm yukarıda saydığımız nedenler bugün

temsili demokrasilerde iktidarların güç ve yetkilerini niçin sınırlamamız gerektiğini

yeterince ortaya koyuyor düşüncesindeyim. Demokrasi cahillerinin yukarıda

saydıklarımız yanısıra tarihten öğrenmeleri gereken en önemli ders şudur: Sınırsız

iktidar, yozlaşmaya eğilimlidir. Sınırsız demokrasi, despotizm demektir.

Demarşiye Doğru...

Tarih, otorite ve güç delisi zalim yöneticilerin, despot kralların halka yaptığı

baskı ve eziyetlerle dopdoludur. “Temsilsiz vergileme olmaz” sözü despot kralların

vergileme yetkilerinin sınırlandırılması için verilen mücadeleler neticesinde

kazanılabilmiştir. Vergileme yetkisi kralların elinden alınabilmiştir, ama bu kez bugün

10

olduğu gibi parlamentodaki sözümona halkın vekillerinin keyfiyetine terkedilmiştir!...

18. yüzyılda halk “temsilsiz vergileme olmaz” diye haykırıyordu. Bugün ise

“temsilsiz ve sınırsız vergileme olmaz” 12 demeli ve bunun için mücadele etmeliyiz.

Ciddi bir dejenerasyon ve deformasyon içinde olan demokrasi bugün için halk

egemenliğini ifade etmekten çok uzaklaşmıştır. Demokrasiyi yeniden inşaa etmek için

mücadele etmeden önce demokrasiyi yeniden tanımlamalıyız. Gerçek demokrasi

idealine daha fazla ulaşabilmek için “sınırlı demokrasi” nin gerekli olduğuna

inanmalıyız.

Sınırlı demokrasi, halkın seçtiği temsilcilerin güç ve yetkilerini anayasa ve

anayasacılığın teknikleri ile sınırlamayı amaçlamaktadır. Bu anlamda “sınırlı

demokrasi”, “anayasal demokrasi” demektir. 13 Öncelikle, “iktidarları niçin

sınırlamamız gerekir?” sorusunu kendi kendimize soralım. İktidarların güç ve

yetkilerinin sınırsızca ve sorumsuzca kullanılmasının doğru olmadığına inandıktan

sonra, iktidarları sınırlayacak araçlar ya da yöntemleri bulmak her zaman

mümkündür.

SONSÖZ

Devletin ve dolayısıyla siyasal gücün (iktidarın) sınırlandırılması kolay

başarılacak bir değişim değildir. Devletin kendisi büyük bir siyasal güç odağıdır. Bu

gücü elinde tutan siyasal iktidarların ve bürokrasinin devletin sınırlandırılmasına

muhalefet etmelerini ve bu değişimi engellemelerini anlamak o kadar zor değildir.

12 Şu satırların yazıldığı 1999 yılında (Aralık ayı) Türkiye sadece 17 Ağustos 1999 depremi ile değil

aynı zamanda bir “vergi depremi” ile sarsılıyor. İşbaşındaki DSP-ANAP-MHP Koalisyonu depremi

gerekçe göstererek çok çeşitli adlar altında keyfi vergiler yürürlüğe koymuştur. Üstelik bunların bir

kısmı geriye dönük tahakkuk ettirilecek olan vergilerdir. Gazetelerde “artçı depremler” ve “artçı

vergiler” benzetmeleri sütünlarda en çok yeralan kavramlar...Savunduğumuz anayasal vergi

reformunda ne kadar haklı olduğumuzu görüyorum.

13 Gerçek demokrasinin anlamını maalesef kavrayamayanların hemen ilk öne sürdükleri “halkın seçtiği

temsilcilerin güç ve yetkilerini sınırlamak anti-demokratik bir yaklaşımdır” tezini öne sürmektedirler. Bu

görüş bana göre demokrasi teorisi hakkındaki cehaletten kaynaklanmaktadır.

 

Devletten beslenen diğer bazı güç odakları da aynı şekilde devletin

sınırlandırılmasına karşı olma eğilimindedirler. Değişim kaçınılmazdır, ancak o kadar

kolay da değildir... Değişimi başarabilmek için en başta halkın bunu desteklemesi

büyük önem taşımaktadır. Halkın desteklemediği ve inanmadığı reformları başarmak

ve gerçekleştirmek gerçekten zord

Yorum (yok) Yorum yaz!

Sınavlar Hakkında Duyurular

5/4/2008 ·

SINAVLAR HAKKINDA DUYURULAR 

KPDS başvuruları 27 Mart itibariyle bitmiştir.

ALES başvuruları 11 Nisan'a kadar devam etmektedir.

KPSS başvuruları 28 Nisan'da başlayacaktır.

 

Sınavlar Hakkında Bazı Bilgiler:

 

KPDS, sınavı ile dil puanı ile eleman isteyen yerlere girilebilir. Ya da Akademik kariyer yapmak isteyenler KPDS puanlarından fayadalanabilirler. Aynı zamanda kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar bu sınav ile dil tazminatı alabilirler. KPDS için en az 50 puan almak gerekmektedir.Bildiğim kadarıyla KPDS sınavında yanlış cevaplar doğru cevapları götürmememektedir. (Sınav ücreti 40 YTL'dir)

 

ALES, akademik personel ve lisans üstü eğitime giriş sınavıdır. Sınav sözel ve sayısal yeteneği ölçmektedir. Girecek olan arkadaşlar, eğitim için giriyorlarsa en az 65, Araştırma görevlisi olmak için giriyorlarsa en az 70 puan almış olmaları gerekmektedir. Sınav 80 sözel ve 80 Sayısal olmak üzere 160 sorudan oluşmaktadır. Sorular genel anlamda hızlı düşünme ve karara verme yeteneğini ölçmeye yaramaktadır. Bu nedenle süreyi verimli kullanmak gerekmektedir.( Sıanv ücreti 40 YTL'dir)

 

KPSS, Kamu personeli seçme sınavına ortaöğretim, önlisans ve lisans mezunları girebilmektedir. Ortaöğretim mezunları ve önlisans mezunları Eylül ayında, Lisans mezunları ise 28 Haziran ve 29 Haziran günlerinde sınava girebilirler. Sınavda 30 türkçe, 30 matematik, 30 tarih, 18 coğrafya ve 12 adet vatandaşlık sorusu sorulmaktadır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::