21/2/2009 ·
Facebook Tehlikesi
11/8/2008 ·
Facebook kullanıcıları dikkat! Yine sanal tehlike kapımızda. Trojanlar bilgisayarınıza musallat olabilir. Nasıl mı?
Güvenlik yazılımı şirketi Kaspersky, internet kullanıcılarını ciddi anlamda tehdit eden iki yeni tehlikeyi duyurdu.
Networm.Win32.Koobface.a ve Networm.Win32.Koobface.b olarak bilinen trojan, Facebook ve Myspace hesabınızı ele geçiriyor ve yoluna devam ediyor. Bu tehlikenin kurbanı olan kişi, hiçbir şeyin farkında olmuyor.
Nasıl Çalışıyor?
Facebook hesaplarına gözünü dikmiş olan Networm.Win32.Koobface.b, bir kez girdiği bilgisayardaki Facebook kullanıcılarının arkadaş listelerine mesajlar gönderiyor. Bu mesajlar, Paris Hilton gibi ünlülerin de aralarında bulunduğu magazin haberleri ile ilgili.
Mesaj içerisinde YouTube bağlantısı gibi görünen linke tıkladığınızda ise YouTube benzeri adresi olan bir Rus sitesine yönleniyorsunuz.
Videonun olduğu sitede size "Flash Player’ın sürümünün eski olduğu ve güncellemek isteyip istemediğiniz”" soruluyor. Onay verirseniz, trojan’in içinde olduğu dosya indiriliyor ve kuruluyor.
Böylece listeye yeni bir kurban daha eklenmiş oluyor ve sıra, bu kurbanın listesine geliyor.
Nasıl Korunulur?
Kaspersky, sorunu erkenden tespit ederek gerekli güncellemeleri yapmış durumda. Kaspersky gibi diğer güvenlik yazılım şirketleri de veritabanlarına bu 2 tehlikeyi ekliyorlar.
Bu gibi sorunlarla karşılaşmak istemeyen kullanıcılar, antivirüs yazılımını mutlaka her güncellemeli hatta güncelleme işini günlük ve otomatik olarak gerçekleştirmeliler.
Hasan Hüseyin Korkmazgil Şiirleri
27/4/2008 · Kategori: Az ama Oz Sozler
Demokrasi mi Demarşi mi??
20/4/2008 ·
KAHROLSUN DEMOKRASİ,
YAŞASIN DEMARŞİ!...
Prof.Dr.Coşkun
Can Aktan
Günümüzde
adına demokrasi denilen, ancak gerçekte “halk egemenliği”nden
tamamen
uzaklaşılmış bir çağdaş kölelik düzeni içerisinde yaşıyoruz. Bir zamanlar
insanlar,
mutlak ve sınırsız yetkilere sahip olan kralların, sultanların, imparatorların,
diktatörlerin
zulüm ve baskılarına karşı özgürlük mücadelesi verdi. Mutlakiyetçi
yöneticilerin
yetkilerinin sınırlandırılması ve yetkilerin parlamentoya devredilmesi
demokrasi
yolunda büyük bir kazanımdı. Ancak günümüzde bu kez parlamentoların
ve
siyasal iktidarların mutlak ve sınırsız yetkileri altında halk her geçen gün
daha
fazla
ezilmektedir. Eskiden “ırsen gelen krallar” vardı, şimdi ise “seçimle gelen
krallar”!..
Bugünün politikacıları ile dünün monarkları arasında güç ve yetki kullanımı
yönünden
pek çok açıdan benzerlik olduğunu söylememiz mümkündür.
Günümüz
demokrasilerinin bir çoğunda siyasal iktidarlar “mutlak despotizmi”
temsil
etmektedirler. Bugün adına demokrasi dediğimiz siyasal sistemde “halkın
egemenliği
değil; “siyasal iktidarların egemenliği”, “politikacıların egemenliği” ve
bununla
birlikte “çıkar gruplarının egemenliği” sözkonusudur. Bazı demokrasilerde ise
lider
diktası hakimdir ve dolayısıyla siyasal yönetim bir liderin veya liderle
birlikte dar
bir
siyasi kadronun egemenliği altındadır. Özetle, günümüz demokrasilerinde en
önemli
sorunlardan birisi “siyasal gücün sınırlı olması” ile ilgilidir.
20.
yüzyılda yaşamış büyük düşünürlerden biri olan Friedrich A. von Hayek
demokrasinin
günümüzde “sınırsız demokrasi” anlamına geldiğini, bu nedenle
yozlaştığını
ifade etmektedir. 1976 yılında “Demokrasi Nereye Gidiyor? (Whither
Democracy?)
başlığını taşıyan bir yazısında şöyle yazıyor:
“Sınırsız
demokrasi, bugün varolan bir problemdir. Batı’da bugün
demokrasi
olarak adlandırdığımız sistemler büyük ölçüde sınırsız
demokrasidir.”1
Hayek,
demokrasi kavramının başından beri çok yanlış anlaşıldığını şu
cümlelerle
özetlemektedir:
“Başlangıçta
‘demokrasi’ kelimesi, gücün halkın çoğunluğunun ya da
temsilcilerinin
elinde olması anlamında kullanılmıştır. Fakat gücün sınırları
konusunda
herhangi bir şey söylenmemiştir. Çoğunlukla yanlış şekilde
nihai
gücün sınırsız olması gerektiği söylenmiştir. “2
Hayek,
“Liberal Bir Devletin Anayasası” başlığını taşıyan bir başka yazısında
da şöyle
yazmaktadır:
“Demokrasi
teorisinin bugünkü yanlış anlaşılmasının kaynağı, Rousseau
tarafından,
halk iradesinin genel inancın yerine konması ve bunun sonucu
olan
halk egemenliği görüşüdür. Bu ise, uygulamada, çoğunluğun ...verdiği
her
kararın herkes için bağlayıcı bir yasa olması demektir. Ne var ki, ne
böyle
sınırsız bir güce ihtiyaç vardır, ne de böyle bir gücün varlığı bireysel
özgürlükle
bağdaşabilir.”3
Hayek
“sınırsız demokrasi” anlayışının birey özgürlükleri için ciddi bir tehlike
olduğunu
söylemekte; öte yandan sınırsız yetkilere sahip bir parlamentonun ve
hükümetin
belirli kesimlere özel ayrıcalıklar sağlayabileceğini ve zaman içinde
devletten
bu ayrıcalıkları elde etmek için yarışan çıkar gruplarının oluşacağını da şu
sözleriyle
vurgulamaktadır:
“Sınırsız
yetkileri bulunan bir meclis, bu gücü belirli grupları veya bireyleri
kayırmak
üzere kullanabilecek bir konumda olur; bunun kaçınılmaz bir
sonucu
da, taraftarlarına özel yararlar sağlayan çıkar grupları
koalisyonlarının
oluşmasıdır.”4
Hayek,
gerçek demokrasinin “sınırlı demokrasi” (limited democracy) demek
olduğunu
ısrarla vurgulamaktadır. Hayek gerekirse gerçek anlamını tamamen yitirmiş
olan
demokrasi kelimesinin “sınırlı demokrasi”yi ifade etmek üzere “demarşi” 5
kelimesi
ile ikame edilebileceğini ifade etmektedir. Hayek şöyle demektedir:
“Eğer
demokrasi bugün için çoğunluğun sınırlanmamış gücü anlamına
geliyorsa;
çoğunluğun gücünün sınırlı olduğu bir hükümet sistemini
tanımlaması
için yeni bir kelime bulmamız gerekmektedir. Ben böyle bir
devlet
sistemine Demarşi (Demarchy) dememizi öneriyorum. Bu halkın
(demos)
kaba güce (kratos) sahip sayılmadığı; fakat John Locke’un
sözleriyle
‘günübirlik kararnamelerle değil, ilan edilip halkın bilgisine
5 Demarşi
kelimesinin etimolojik kökeni Latince “”demarchia” kelimesine dayalıdır. “Demarchia”,
eski
Yunan medeniyetinde bir şehirin yönetimi” anlamına
gelmekteydi. “Demarchus” ise bu yönetimin
başında bulunan kişiye verilen isimdi. Bkz:Oxford
English Dictionary, vol 4, 1989. s. 432. ve diğer
başlıca büyük sözlükler.
4
sunulmuş
ve devamlı olmak üzere konmuş yasalarla’ yönetmek (archein)
işiyle
sınırlı bir hükümet sistemidir.” 6
Bir
başka makalesinde ise şöyle yazmaktadır:
“Demokrasi
kelimesinin çoğunluğun sınırsız gücü ile alakalı olarak
kullanıldığı
fazlasıyla ihmal edilmiştir. Eğer durum böyleyse , o zaman
demokrasinin
asıl manasını ifade edecek yeni bir kelimeye ihtiyacımız var
demektir.
...Eğer demokrasi ve sınırlı devlet birbirleriyle bağdaşmaz
kavramlar
gibi düşünülürse, bizim sınırlı demokrasi olarak
adlandırılabilecek
yeni bir kavram bulmamız gereklidir. Biz ‘demos’un yani
halkın
görüşlerinin egemen olmasını; fakat ‘kratos’un , yani halkı yöneten
çoğunluğun
egemenliğinin bireylerin haklarını ve özgürlüklerini ihlal
etmemesini
istiyoruz. Çoğunluk, ‘günübirlik kararnamelerle ve
düzenlemelerle
değil, fakat ilan edilip halkın bilgisine sunulmuş istikrarlı
hukuk
kuralları ile yönetilmeli ‘archien’ dir. Belki de böylesine bir siyasal
düzeni
‘demos’ ve ‘archein’ kelimelerini birleştirerek ‘demarşi” (demos +
archein)
olarak adlandırabiliriz. “7
6 Friedrich A.von
Hayek, “Liberal Bir Devletin Anayasası”...s.140. Hayek’in bu sözlerinin çok
önem
taşıdığını düşünürek orijinal dilde kendi ifadeleriyle
sözlerini yazmakta yarar görüyorum:
Ve
yazısının hemen devamında şöyle demektedir:
“
Eğer demokrasinin ‘sınırsız devlet’ olduğunda ısrar edilirse, o zaman
ben
demokrasiye inanan birisi değilim, o takdirde tanımladığım anlamda
bir
demarşist olarak kalmayı yeğleyeceğim.”8
Hayek’ten
alıntılarla aktardığımız bu görüşleri şimdi biraz daha detaylarıyla
açıklamaya
çalışalım.
DEMARŞİ
Mİ? DEMOKRASİ Mİ?
Demarşi
ile demokrasi arasındaki farklığı kısmen yukarıda açıklamış
bulunuyoruz.
Konunun daha da bütünsel olarak görülebilmesi için demarşi ile diğer
siyasal
yönetim biçimleri arasındaki temel farklılığı çok daha iyi kavramak
gerekmektedir.
Bu konuda geliştirdiğimiz bir matris üzerinde açıklamalarımızı
sürdürmeye
çalışalım. (Bkz: Şekil.)
Matris
üzerinde yatay eksende “devletin güç ve yetkilerinin sınırı var mıdır? Dikey
eksende
ise “devletin güç ve yetkileri kimin elindedir?” soruları yeralmaktadır. Bu iki
temel
soruya göre siyasal yönetim biçimleri matris üzerinde adlandırılmıştır. Matrise
göre;
♦ Egemenlik,
bir kişinin elinde ise ve bu kişinin güç ve yetkileri sınırsız ise
böyle
bir
siyasal yönetim biçimi “Mutlak Monarşi”dir.
♦ Egemenlik,
bir kişinin elinde olmakla beraber , bu kişinin güç ve yetkileri sınırlı
ise
böyle bir siyasal yönetim biçimi “Meşruti Monarşi”dir.
♦ Egemenlik,
belirli bir zümrenin elinde ise ve bu zümrenin güç ve yetkileri
sınırsız
ise böyle bir siyasal yönetim biçimi “Mutlak Oligarşi”dir.
♦ Egemenlik,
belirli bir zümrenin elinde olmakla beraber , bu zümrenin güç ve
yetkileri
sınırlı ise böyle bir siyasal yönetim biçimi “Meşruti Oligarşi”dir.
♦ Egemenlik,
halkın özgür ve adil sonuçlar neticesinde seçtiği “temsilcilerinin”
elinde
ise ve halkın temsilcilerinin güç ve yetkileri sınırsız ise böyle
bir siyasal
yönetim
biçimi “Sınırsız Demokrasi”dir.
♦ Egemenlik,
halkın özgür ve adil sonuçlar neticesinde seçtiği “temsilcilerinin”
elinde
olmakla beraber halkın temsilcilerinin güç ve yetkileri sınırlı ise
böyle bir
siyasal
yönetim biçimi “Demarşi”dir.
Siyasal
yönetimler tarihi incelendiğinde mutlak monarşiden meşruti monarşiye;
mutlak
oligarşilerden meşruti oligarşiye doğru mücadelelerin varolduğu görülür.
Günümüzde
ise hakim olan siyasal yönetim anlayışı “sınırsız temsili demokrasi”
anlayışıdır.
9 İşte bize göre bugün için değişmesi
gereken siyasal yönetim biçimi
budur.
Doğru olan “sınırsız demokrasi” değil, “sınırlı demokrasi” dir.
Eğer
bugün savunduğumuz demokrasi anlayışı “sınırsız demokrasi” anlayışı
ise o
zaman ben “kahrolsun Demokrasi”, “yaşasın DEMARŞİ” diyorum!...
NEDEN
DEMARŞİ?
Günümüzde
“temsili demokrasi” olarak ifade ettiğimiz siyasal sistemi “gerçek
demokrasi”
olarak görmek trajik bir yanılgıdır. Temsili demokrasi anlayışında
seçimden
galip çıkan temsilciler kendilerini halkın hür iradesi ile seçilmiş vekiller
9 Bize göre çağdaş
demokrasilerde seçim ve oylama mekanizmasının varlığı siyasal iktidarların güç
ve
yetkilerini etkin bir şekilde sınırlayan araç değildir.
Zira 4 ya da 5 yıl için seçilen bir iktidarın ya da
kişinin görevde bulunduğu dönem içinde güç ve
yetkilerini kullanması yönünden ciddi bir sınırlama
bugün çağdaş demokrasilerde mevcut değildir. Bir
dahaki seçimlerde seçilememe riski, şüphesiz
iktidarın ya da başkanın iyi hizmet sunması için bir
tür sınırlamadır. Ancak, böylesine bir sınırlama
iktidarın ya da başkanın sahip olduğu güç ve yetkileri
kötüye kullanması için bir engel teşkil etmez.
7
olarak
görmektedirler. Siyasal iktidarın meşruiyyeti, seçim ve oylama
mekanizmasına
bağlanmıştır. Bu meşruiyyet inancı, siyasal iktidarların sahip
oldukları
güç ve yetkilerin de sınırlanmasının doğru olmadığı düşüncesini
yaygınlaştırmıştır.
Öyle ki, bugün seçimi kazanan her parti kendisini halkın “hür
irade”sinin
temsilcileri olarak görmektedir.
Asla
unutulmaması gereken; hiç bir siyasal iktidarın halkın hür iradesini
yansıtamayacağıdır.
Seçimi kazanmış olsa da hiç bir iktidara sınırsız yetkileri içeren
bir “yönetim
vekaletnamesi” verilemez. Demarşi, (sınırlı demokrasi) başlıca şu
nedenlerden
dolayı gereklidir: 10
• Siyasal
İlgisizlik. Seçim ve oylama mekanizmasının varlığı demokrasi için gerekli,
ama
yeterli bir koşul değildir. Gerçek demokrasi 11 için
halkın tümüyle siyasete ilgili
olması
gerekir. Siyasal katılım eksikliği ya da siyasal ilgisizlik halkın “tüm”
iradesini
sandığa
yansıtmaz. Ayrıca depolitizasyon politikası da seçmenleri siyasal katılımdan
uzaklaştırabilir.
• Siyasal
Bilgisizlik. Seçmenlerin bir kısmı siyasete ilgisiz iken, bir kısmı da
bilgisizdirler.
Okuma yazma oranının düşük olduğu bir “cahil” toplumda seçim
sonuçlarını
halkın “gerçek” iradesi olarak görmek ve kabul etmek ne ölçüde
doğrudur?
Eksik enformasyona, taraflı enformasyona (propaganda ve medyanın
yönlendirmesi
ile ) ve aşırı enformasyona sahip seçmenler sonuçta gerçek tercihlerini
ortaya
koyamazlar. Özetle, siyasal manüpülasyon metotları kullanılarak seçmene
gerçek
enformasyon sunulmamakta, bu da seçmenlerin bilgisizliğini artırmaktadır.
Örneğin, siyasal iktidarlar seçmenler tarafından kısa
dönemde etkileri hissedilmeyecek dolaylı
vergilere, iç ve dış borçlanmaya başvurabilirler ve bu
yetkilerini suistimal edebilirler.
10 Bu görüşlerim
ilk olarak İşveren Dergisi’nde yayınlandı. Bkz: Coşkun Can Aktan, “İktidarın
Sınırlandırılması ve Ekonomik Anayasa”, İşveren
Dergisi, Cilt 35, Sayı 3, Aralık 1996.
11 “Gerçek
demokrasi” den biz “demarşi”yi, yani “sınırlı demokrasi”yi kastediyoruz.
8
• Siyasal
Miyopluk. Sadece kendi önünü gören seçmenlerin varolduğu bir
toplumda
halkın doğru tercihlerde bulunduğunu söylemek gerçekçi değildir.
• Siyasal
Unutkanlık (Amnesia). Seçim ve oylama mekanizması bir iktidarın
gücünü
kötüye kullanma eğilimini ortadan kaldırmak için yeterli değildir. Politikacı,
seçmenin
miyop olduğu kadar unutkan olduğunu da çok iyi bilir ve ona göre davranır.
Seçim
yaklaştıkça kendisi de miyoplaşan politikacı para musluklarını açar ve böylece
seçmen,
daha önce kendisine “kaşıkla verip, sapıyla çıkaran” politikacının yaptıklarını
unutur
(!). Özetle, sadece siyasal unutkanlık bile tek başına iktidarın ekonomik
alandaki
güç ve yetkilerini sınırlamak için yeterli bir gerekçedir.
• Çoğunluk
Despotizmi. Seçim sonunda en fazla oy alarak iktidar koltuğuna
oturanlar
halkın değil, olsa olsa çoğunluğun çıkarlarını temsil eden kimselerdir.
Çoğunluk
kuralına dayalı bir yönetimi (Çoğunlukçu Demokrasi/Majoritarianizm)
gerçek
demokrasi olarak değil “çoğunluk despotizmi” olarak görmek gerekir.
Çoğunlukçu
demokrasi, köklerini Rousseau’nun “genel irade” görüşünden almaktadır.
Oysa,
“genel irade”, halk iradesi demek değildir.
• Plütokrasi.
Bugün adına demokrasi dediğimiz siyasal sistemde gerçek yönetici
sınıfın
, hem ekonomiyi, hem de devleti denetim altında tutan plütokratlar olduğu
görüşü
de iktidarın meşruiyyetine bir gölgedir. Plütokrasi, (etimolojik kökeni eski
Yunanca
ploutos(zenginler) +cratos (iktidar) kelimelerine dayalıdır.)
bugün için
parasal
gücü elinde tutan çıkar ve baskı gruplarının egemenliğini ifade etmektedir.
Çıkar
lobileri ile oluşturulmuş bir parlamentonun kapısında yazılı; “egemenlik,
kayıtsız
şartsız milletindir” sözünün gerçeği ne kadar yansıttığının üzerinde
düşünülmesi
gerekir.
9
• Lider
Diktası. Bugün adına demokrasi dediğimiz yönetimde lider sultası ya da
lider
diktası egemenliğin gerçekten halkın elinde olmadığının bir diğer açık kanıtıdır.
Halk,
vekillerini kendisi seçmemektedir; parti başkanlarının önceden seçtikleri
kimseler
arasında halk seçim yapmak hakkına sahiptir. Böylesine bir demokrasi
anlayışı
despotizmden başka nedir ki?
• Elitizm
ve Oligarşinin Tunç Yasası. Pareto, Mosca ve Michels gibi teorisyenlerin
ifade
ettikleri gibi çağdaş demokrasilerde parti kadroları belirli “elit” kesimlerin
elinde
toplanmıştır.
Michels Yasası’na göre partilerde başta genel başkanlar olmak üzere
sınırlı
bir kesim parti üzerinde hegemonyaya sahiptir. Tunç kadar katı ve sert olan bu
oligarşik
yapı, demokrasinin parti içerisinde dahi varolmadığını göstermektedir.
• Bağımlı
Yargı. Kuvvetler ayrılığı ilkesi de demokrasi için gerekli, ancak yeterli
bir
koşul
değildir. Bugün çağdaş demokrasilerde gerçek anlamda bir kuvvetler
ayrılığından
sözetmek mümkün değildir. Yargı, iktidara bağımlıdır ve “bağımsız yargı”
işlerlikten
yoksundur. Bu nedenle, hiç bir iktidarın eylem ve davranışları sadece
yargıya
ve göstermelik denetimlere teslim edilemez.
• Yozlaşmaya
Eğilimli Siyasal Güç. Tüm yukarıda saydığımız nedenler bugün
temsili
demokrasilerde iktidarların güç ve yetkilerini niçin sınırlamamız gerektiğini
yeterince
ortaya koyuyor düşüncesindeyim. Demokrasi cahillerinin yukarıda
saydıklarımız
yanısıra tarihten öğrenmeleri gereken en önemli ders şudur: Sınırsız
iktidar,
yozlaşmaya eğilimlidir. Sınırsız demokrasi, despotizm demektir.
Demarşiye
Doğru...
Tarih,
otorite ve güç delisi zalim yöneticilerin, despot kralların halka yaptığı
baskı
ve eziyetlerle dopdoludur. “Temsilsiz vergileme olmaz” sözü despot
kralların
vergileme
yetkilerinin sınırlandırılması için verilen mücadeleler neticesinde
kazanılabilmiştir.
Vergileme yetkisi kralların elinden alınabilmiştir, ama bu kez bugün
10
olduğu
gibi parlamentodaki sözümona halkın vekillerinin keyfiyetine terkedilmiştir!...
18.
yüzyılda halk “temsilsiz vergileme olmaz” diye haykırıyordu. Bugün ise
“temsilsiz
ve sınırsız vergileme olmaz” 12 demeli
ve bunun için mücadele etmeliyiz.
Ciddi
bir dejenerasyon ve deformasyon içinde olan demokrasi bugün için halk
egemenliğini
ifade etmekten çok uzaklaşmıştır. Demokrasiyi yeniden inşaa etmek için
mücadele
etmeden önce demokrasiyi yeniden tanımlamalıyız. Gerçek demokrasi
idealine
daha fazla ulaşabilmek için “sınırlı demokrasi” nin gerekli olduğuna
inanmalıyız.
Sınırlı
demokrasi, halkın seçtiği temsilcilerin güç ve yetkilerini anayasa ve
anayasacılığın
teknikleri ile sınırlamayı amaçlamaktadır. Bu anlamda “sınırlı
demokrasi”,
“anayasal demokrasi” demektir. 13 Öncelikle,
“iktidarları niçin
sınırlamamız
gerekir?” sorusunu kendi kendimize soralım. İktidarların güç ve
yetkilerinin
sınırsızca ve sorumsuzca kullanılmasının doğru olmadığına inandıktan
sonra,
iktidarları sınırlayacak araçlar ya da yöntemleri bulmak her zaman
mümkündür.
SONSÖZ
Devletin
ve dolayısıyla siyasal gücün (iktidarın) sınırlandırılması kolay
başarılacak
bir değişim değildir. Devletin kendisi büyük bir siyasal güç odağıdır. Bu
gücü
elinde tutan siyasal iktidarların ve bürokrasinin devletin sınırlandırılmasına
muhalefet
etmelerini ve bu değişimi engellemelerini anlamak o kadar zor değildir.
12 Şu satırların
yazıldığı 1999 yılında (Aralık ayı) Türkiye sadece 17 Ağustos 1999 depremi ile
değil
aynı zamanda bir “vergi depremi” ile sarsılıyor. İşbaşındaki
DSP-ANAP-MHP Koalisyonu depremi
gerekçe göstererek çok çeşitli adlar altında keyfi
vergiler yürürlüğe koymuştur. Üstelik bunların bir
kısmı geriye dönük tahakkuk ettirilecek olan
vergilerdir. Gazetelerde “artçı depremler” ve “artçı
vergiler” benzetmeleri sütünlarda en çok yeralan
kavramlar...Savunduğumuz anayasal vergi
reformunda ne kadar haklı olduğumuzu görüyorum.
13 Gerçek
demokrasinin anlamını maalesef kavrayamayanların hemen ilk öne sürdükleri “halkın
seçtiği
temsilcilerin güç ve yetkilerini sınırlamak
anti-demokratik bir yaklaşımdır” tezini öne sürmektedirler. Bu
görüş bana göre demokrasi teorisi hakkındaki
cehaletten kaynaklanmaktadır.
Devletten
beslenen diğer bazı güç odakları da aynı şekilde devletin
sınırlandırılmasına
karşı olma eğilimindedirler. Değişim kaçınılmazdır, ancak o kadar
kolay
da değildir... Değişimi başarabilmek için en başta halkın bunu desteklemesi
büyük
önem taşımaktadır. Halkın desteklemediği ve inanmadığı reformları başarmak
Sınavlar Hakkında Duyurular
5/4/2008 ·
SINAVLAR HAKKINDA DUYURULAR
KPDS başvuruları 27 Mart itibariyle bitmiştir.
ALES başvuruları 11 Nisan'a kadar devam etmektedir.
KPSS başvuruları 28 Nisan'da başlayacaktır.
Sınavlar Hakkında Bazı Bilgiler:
KPDS, sınavı ile dil puanı ile eleman isteyen yerlere girilebilir. Ya da Akademik kariyer yapmak isteyenler KPDS puanlarından fayadalanabilirler. Aynı zamanda kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar bu sınav ile dil tazminatı alabilirler. KPDS için en az 50 puan almak gerekmektedir.Bildiğim kadarıyla KPDS sınavında yanlış cevaplar doğru cevapları götürmememektedir. (Sınav ücreti 40 YTL'dir)
ALES, akademik personel ve lisans üstü eğitime giriş sınavıdır. Sınav sözel ve sayısal yeteneği ölçmektedir. Girecek olan arkadaşlar, eğitim için giriyorlarsa en az 65, Araştırma görevlisi olmak için giriyorlarsa en az 70 puan almış olmaları gerekmektedir. Sınav 80 sözel ve 80 Sayısal olmak üzere 160 sorudan oluşmaktadır. Sorular genel anlamda hızlı düşünme ve karara verme yeteneğini ölçmeye yaramaktadır. Bu nedenle süreyi verimli kullanmak gerekmektedir.( Sıanv ücreti 40 YTL'dir)
KPSS, Kamu personeli seçme sınavına ortaöğretim, önlisans ve lisans mezunları girebilmektedir. Ortaöğretim mezunları ve önlisans mezunları Eylül ayında, Lisans mezunları ise 28 Haziran ve 29 Haziran günlerinde sınava girebilirler. Sınavda 30 türkçe, 30 matematik, 30 tarih, 18 coğrafya ve 12 adet vatandaşlık sorusu sorulmaktadır.
« Önceki ::